Ak Parti Bursa İl Başkanlığı
  • Kadın Kolları
  • Gençlik Kolları
Anasayfa - Haberler

‘İmralı-Kandil ilişkisi ortadan kalktı…’

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, son KCK operasyonlarını da kastederek, “İmralı-Kandil ilişkisi ortadan kalkmıştır” diye konuştu.

‘İmralı-Kandil ilişkisi ortadan kalktı…’

Başbakan Yardımcısı, Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı'nın yönettiği, Bursa'dan yayın yapan dört televizyondan canlı verilen programda, Olay TV’den Ahmet Emin Yılmaz, AS TV’en Necati Kartal, Line TV’den Erdinç Karakaş ve Gerçek TV’den Aysun Karlı’nın sorularını yanıtladı.

Öğretmenler Günü'nün anımsatılması üzerine Arınç, Bursa'nın dört önemli televizyonuna konuk olmanın mutluluk verici olduğunu belirterek başladığı konuşmasında, dünden bu yana Bursa'da olduğunu ve iki okulun açılışını yaptığını ifade etti.

Açılışların Öğretmenler Günü'ne tesadüf ettirilmesinin güzel olduğunu dile getiren Arınç, “Öğretmenlerimize çok şey borçluyuz. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, anne ve babalarımıza saygı gösteriyorsak, ellerini öpüyorsak aradan yıllar geçse de aynı hürmeti öğretmenlerimize gösteriyoruz. Üzerimizde çok hakları var, onlara şükranlarımızı sunuyorum” diye konuştu.

Arınç, Bursa'ya ayrı bir önem verdiğine değinerek, kendisine bağlı olanlar başta olmak üzere kuruluşların Bursa'da ulusal ve uluslararası programlar yapmasını arzu ettiğini vurguladı. RTÜK, TRT ve Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü gibi kendisine bağlı kurumları, Bursa'da program yapmaya yönlendirdiğini dile getiren Arınç, ulusal bazda bütün çalışmaların ana direğinin Bursa olacağını bildirdi.

Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünü güçlendirdiklerine dikkati çeken Arınç, şöyle devam etti:

“Kanun hükmünde kararname çıktı. Önemli çalışmalar yapıyoruz. Bursa'da, Basın Yayın İl Müdürlüğümüz yoktu. Bunun kararnamesini çıkardık, 10 ilimizde yeni basın yayın il müdürlüğü kuracağız. 7 taneydi bugüne kadar. Basın kartı sahibi, gazete, dergi ve televizyon sayısı ile etki alanını düşündük. Bugün için yetişmedi 3 Aralık'ta geldiğimizde basın yayın il müdürlüğümüzü yerini bulursak, açmış olacağız. Bir de 'Kamu Diplomasisi Genel Koordinatörlüğü' diye birim kurduk. Bunu genelgeyle hazırladık. Başbakanlığa doğrudan bağlı ama ben görevliyim. Basın yayınla birlikte çalışıyor. Medya dendiği zaman yazılı ve görsel dahil olmak üzere, herkesin basın kartı olmayabilir. Gazeteci sıfatını taşılan pek çok arkadaşımızın Bursa'da olduğunu bilerek, burayı bir medya merkezi haline getirmeyi arzu ediyorum.”

DERSİM OLAYLARI VE SURİYE SORUSU…

Bir gazetecinin, “Türkiye'nin gündem çatışması var. Basınla ilgili kurumların bakanı olmanın yanı sıra hükümet sözcülüğünü de yapıyorsunuz. CHP'nin kendi iç hesaplaşması var. Tek parti döneminde yaşanan Dersim olayından yaşanan tartışma, CHP içinde çatışmayı getirdi. Zaman içinde Hükümetin de dahil olduğunu gördük. Başbakan, dünkü grup toplantısında devlet adına özür diledi. Böyle bir olaya ilk kez karşılandı. Özür dilemesi önemli gelişme. Top, CHP sahasında kaldı. Bir yandan Cumhurbaşkanı, Suriye ile ilişkilerin, diplomatik sınırın, sona erme aşamasına yaklaştığı izlenimini veriyor. Türkiye, genellikle seçim dönemlerinde yaşadığı polemiği şimdi yaşıyor. İki sürecin üst üste gelmesi, gündem içinde bazı gelişmelerin yönünü değiştireceği özellik mi taşıyor-” yönündeki sorusunu Arınç, şöyle yanıtladı:

“Çok güzel soru. Türkiye, dinamik bir ülke. Bu dinamizmi, hem kendi içindeki şartlardan ve bölgesel şartlardan hem de dünya konjonktüründe Türkiye'nin daha iyi yer almasından kaynaklanıyor. Bir bakıma iyi, bir bakıma kötü. Gündemi takip etmekte zorlanıyorsunuz. Şu an için 'Türkiye'nin en önemli meselesi' diyebilecek dediğiniz konuyu takip ederken birden başka konu gündeme geliyor ve dikkatler o yöne çevriliyor. Ama ana konular hiçbir zaman güncelliğini kaybetmiyor. Dersim olayı, Cumhuriyet Halk Partisi'nin iç meselesi değil, böyle görmemek lazım.”

Başbakan Yardımcısı Arınç, Bursa'ya aday olarak geldiğinden bu yana hiçbir partinin kendi iç meselesiyle ilgili bir şey söylememeye gayret ettiğini belirterek, her partinin içinde zaman zaman dalgalanmalar olabileceğini, bunların dile dolanmasının ahlaken doğru olmadığını söyledi.

”BİR ŞEYİ NE KADAR GİZLERSENİZ, O ŞEY O KADAR ZARAR VERMEYE BAŞLAR”

Dersim'i CHP'nin iç meselesi olmaktan çıkaran konunun, Türkiye'nin yakın tarihi olduğunu dile getiren Arınç, şunları söyledi:

“Türkiye'nin yakın tarihinde dersim ve benzeri olaylar yaşandı. Belli dönemlerde Türkiye'de trajedilerin yaşandığını, sıkıntıların olduğunu, halka karşı mevcut iktidarların yönetimlerin baskıcı davrandığını şahsen biliyorum. CHP dediğimiz zaman, 1902'de Paris kongresinde Ahmet Rıza bey ve Prens Sabahattin arasında ayrışma, iki siyasi ana damar olarak devam etti. O kongrede şunu tartıştılar; reformlar devlet eliyle yukarıdan yapılmalıdır, devletçilik esas olmalıdır. Ahmet Rıza'nın görüşü buydu. Prens Sabahattin'in görüşü ise daha liberal düşünceydi. Reformlar, şunlar, bunlar halk eliyle yapılacak. O zamanlar belki demokrasi dillendirilmiyordu ama 'Teşebbüs-i Şahsi' dediğimiz şey bugün özel teşebbüs diye Türkçeleştirdiğimiz konudur. Prens Sabahattin öncülüğünden gidenler diyelim ki Demokratik Parti yolunda devam ettiler. Ahmet Rıza düşüncesinde gidenler, halen CHP olarak devam ediyor. İyidir kötüdür diye söylemiyorum, bu damar bugüne kadar devam ettirildi.”



Arınç, AK Parti olarak hiçbir zaman devletçi düşünceye sahip olmadıklarına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“CHP tek parti iktidarıydı, 1950'ye kadar. Baskıcı sistem, partiyi devletle bütünleştiren sistem 1950'ye kadar devam etti. Vali, aynı zamanda partinin il başkanı, ilçe başkanları kaymakam gibi hareket ediyorlardı. Devlet politikası olarak parti, devlete bütün unsurlarıyla girmişti. Geçmiş tarihlerde yaşanan birtakım olaylar insanları çok üzdü. Dersim bunlardan biridir. Özellikli bölgedir. Birilerine göre isyandır, birilerine göre bazı insanların bazı taleplerde bulunmasıdır. Bu isyanların, taleplerin reddedilmesi, bombalayarak, sürgünle olmamalıydı. Ellerinde kelle fotoğrafı taşıyanlar tarafından teşhir edilmemeliydi. Üstünü ne kadar kapatırsanız kapatın bir zaman geliyor ki, bunların konuşulması zorunlu hale geliyor. Bir şeyi ne kadar gizlerseniz o şey, o kadar zarar vermeye başlar. Kapalı kapılar ardından konuşulması daha kötüdür. Bırakın insanlar ellerinde bilgi ve belgelere göre bunları konuşsunlar.”

ORGENERAL MUSTAFA MUĞLALI OLAYI…

Dersim olaylarıyla ilgili açıklanan belgeleri öncesinden bildiklerini vurgulayan Arınç, olaylarda 13 bin kişinin katledildiğini, öldüğünü ve öldürüldüğünü söyledi. Mağaralar bombalanmak suretiyle, süngülerle öldürülmek suretiyle, dereye atılmak suretiyle insanların öldürüldüğünü ifade eden Arınç, bunların çok üzüntü verici olduğunu vurguladı.

Arınç, bir tarihçi ve insan hakları gözüyle bakıldığında da devletin belli birimlerinin bu işin içinde yer aldığının bilindiğine göre, böyle olaydan dolayı üzüntü duyulduğunun ifade edilmesi gerektiğini belirterek, şöyle dedi:

“Mahkeme kayıtlarıyla sabit olan Orgeneral Mustafa Muğlalı hadisesi var. İran'a izinsiz geçtiler, gittiler, geldiler diye 33 köylüyü, getirirler, sorgusuz, sualsiz kurşuna dizerler. Olay duyulur. Askeri mahkeme, orgenerali yargılar, çok ağır ceza verir, cezaevindeyken adam ölür. Mahkeme kararıyla sabit görülen olay şudur; sorgusuz sualsiz kurşuna dizmiştir. Sonra garip bir şekilde bu adam, kahraman olarak ilan edilir. Aynı ilçedeki kışlaya 'Orgeneral Mustafa Muğlalı' adı verilir. Bu ayıptan ise yeni kurtuluruz. Bütün bunlarla, tarihimizle yüzleşmek önemlidir. Geçmişte yapılan, baskıcı bir rejimin ayıplarını, günahlarını, çirkinliklerini konuşmak güzel bir şeydir. Neden- Çünkü nasıl olsa ortaya çıkacak, nasılsa o tarihte yazılı.”

”TARİHTE YAŞANAN ACI OLAYDAN DOLAYI ÜZGÜNÜZ”

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Dersim olaylarında bir kısım vatandaşın sürgüne gönderildiğini belirterek, şunları kaydetti:

“Belki de Bursa'ya, Manisa'ya geldiler. Sürgün edilen 8 bin kişi var. Bu Dersimli veya Tuncelili olması nedeniyle sadece Kılıçdaroğlu'nun sorunu değil. Bursa'da gazetecilik, siyaset yapan Ahmet, Mehmet, Hüseyin herkesin 'tarihte yaşanan acı olaydan dolayı üzgünüz' demesi lazım. Bunu söylemezseniz, gerçekleri örtmüş, kendi tarihinizle yüzleşmemiş olursunuz, bunu söylemezseniz havanda su döverseniz. Bunu söylemezseniz kendinizi aldatırsınız. Nitekim Kılıçdaroğlu'nun yaptığı budur. Başbakanın söylediği başka bir şey, onun söylediği 'ben üç tane aslan gibi evlat yetiştirdim, laik cumhuriyetçi bir adamım.' Bunun cevabı bu değil. Tamam sen böylesin biz buna inanıyoruz ama 37'de yaşanan olay var, senin ailenden ölenler var. Sen bu gerçek karşısında 'oh oldu' diyenlerden misin- Yoksa 'çok acı olaydı kimse bunun sebepleri onları kınıyorum, böyle zulüm halka yapılmamalıydı' diyenlerden misin- Hiç topu taca atmaya gerek yok. Dersim olayı, 74 milyon insanın olayıdır. Türkiye'nin, siyasetin, devletin, hukukun olayıdır.”

“Bir devlet, bir derin devlet olmaz” diyen Arınç, “Cumhurbaşkanımız, geçen yıl 1 Ekim'de parlamento açılışında, müthiş bir cümle kullandı; 'Devletin bir yüzü vardır o da hukuktur.' Devletin bir tek yüzü olmalı o da hukuk olmalı. Dersim'de hukuk yok. İstiklal mahkemelerinde yaşanan olayları hepimiz biliyoruz, en azından ben okuduğum için biliyorum. Sorgusuz sualsiz çocuk yaşta olanların büyük acılar içinde idam edildiğini biliyorum. İstiklal mahkemelerinin zabıtları açıklanmamaktadır. Buna Meclis Başkanlığı karar verir. Bir de onlar açıklanırsa kaç tane Dersim faciasının yaşandığını hep beraber göreceğiz” diye konuştu.

İMRALI-KANDİL İLİŞKİSİ ORTADAN KALKMIŞTIR…

Arınç, son 6 -7 ay içerisinde Türkiye’de olağanüstü terör eylemlerinin yapıldığını da hatırlattı. Arınç, çok sıkıntıların çekildiğini, gözlerden yaş aktığını söyledi. Terörle mücadele edilen Türkiye'de örgütün çılgınlaşmış bir şekilde sıra dışı eylemler yaptığını hatırlatan Arınç şunları kaydetti:

"Terörle mücadele eden bir ülkede yaşıyoruz. Artık İmralı-Kandil ilişkisi ortadan kalkmıştır. Talimatlar gitmemektedir ve örgütün başlarındakiler de bu konuda bir dağınıklık içindedir. Dış destek Türkiye’nin her zamankinden daha fazla yanındadır ve güvenlik güçlerimiz her zamankinden daha iyi bir noktadadır. Biz de teröre çok güzel cevaplar verdik. Ben bütün sevincimle yüreğimle söylemeliyim ki hiçbir zaman olmadığı kadar terörle mücadelede başarılı bir dönemdeyiz. Hiç girilmeyen yerlere giriliyor. Temelinden meseleye bakılıyor. Kafası ile gövdesinin arası kopartılıyor. Eylem yapamaz noktaya, sadece birilerinin çılgınca kendisini feda ederek yaptığı eylemler gözüküyor. Artık İmralı-Kandil ilişkisi ortadan kalkmıştır. Talimatlar gitmemektedir ve örgütün başlarındakiler de bu konuda bir dağınıklık içindedir. Dış destek Türkiye’nin her zamankinden daha fazla yanındadır ve güvenlik güçlerimiz her zamankinden daha iyi bir noktadadır. Ben umuyorum ki yakın zamanda örgüt eylem yapamaz duruma gelir. Kötünü kazımak, sonuna kadar gitmek, bunlar ayrı bir şey, bunlar da mümkün olacak, ama bizim bütün amacımız silah bırakılmalı, örgütün eylem yapamaz noktaya gelmesidir.”

"ERDOĞAN CUMHURBAŞKANLIĞINI YERDEN GÖĞE KADAR HAK EDİYOR"

Bülent Arınç, bir gazetecinin ‘Sizin düşüncülerinizi merak ediyorum, Erdoğan cumhurbaşkanı olur mu?’ sorusunu cevaplandırdı. Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili Bursa'daki bayramlaşmada 'Güller, sümbüller, laleler' açıklamasına atıfta bulunan Arınç, "Şimdi de un çuvalına girersem farklı anlaşılır. Günü geldiğinde halk cumhurbaşkanını seçecek. Kim aday olur, kim aday olmalı? Biz günü geldiğinde sandık başına gittiğimiz zaman sivil cumhurbaşkanlığı adayları için oy kullanacağız. Bana sorarsanız 'Sayın Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığını hak ediyor mu?’ diye. Benim cevabım da ‘yerden göğe kadar hak ediyor’ olur. Kendisi arzu eder mi? Bunu şimdiden değerlendirmek mümkün değil. Ama biz o dönem geldiğinde Türk halkı olarak cumhurbaşkanını başarıyla seçeceğiz.” diye konuştu.

SURİYE YANITI…

Bakan Arınç, Suriye’ye dış müdahaleye de izin vermeyeceklerini de kaydetti. Arınç şöyle konuştu:

“Suriye’ye kesinlikle müdahale etmeyeceğiz. Dış müdahaleye de izin vermeyeceğiz. Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesi külliyen yanlıştır. Hükümet sözcüsü olarak söylüyorum, olaylar Suriye’nin kendi iç meselesidir. Halka silah kullanmasını tankla, tüfekle müdahalesini istemiyoruz. Ülke olarak Suriye’ye ne asker gönderiyoruz ne de müdahale ediyoruz. Başkasının müdahalesini de istemiyoruz.”